40th Year in Sirkeci, 20th year of Hospitality
Gorsel


Tarihin içinde bir yolculuk

Gezi Rehberi

Rehbere giriş:


En şaşalı dönemlerini Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan bir yarımada...

Rivayete göre, ancak körlerin göremeyeceği bir güzelliğe sahip olan Tarihi Yarımada serüvenini kendi deneyimlerinize katmadan önce, milat öncesi yıllardan günümüze kadar birçok medeniyeti, dini, topluluğu üzerinde barındıran topraklarda rahatlıkla gezinebilmeniz için size mini bir rehber...

Sirkeci Garı (300 metre)

Gülhane Parkı (300 metre)

Ayasofya Müzesi (300 metre)

Yerebatan Sarnıcı (300 metre)

Sultanahmet Camii (350 metre)

Topkapı Sarayı (400 metre)

Mısır Çarşısı (400 metre)

Kapalı Çarşı (800 metre)

Bu rehberde daha fazlası yer alıyor, bölge hakkında daha geniş bilgi için yazının tümünü okumanızı tavsiye ediyoruz.


SİRKECİ'DEN SULTANAHMET MEYDANINA

Sirkeci Garı: Türkiye'nin Batı ile demiryolu bağlantısının başlangıç noktası sayılan gar 1890'da Alman Tachmund tarafından yapılmıştır. Garın içerisindeki "Gar Lokantası" zamanının en lüks lokantalarından sayılırdı. Turist Danışma da garın içinde bulunmaktadır.

Sirkeci Railway Station

Sırtınızı denize dönüp yokuşu hafif hafif tırmanmaya başladığınızda Bab-ı Ali'ye çıkarsınız. İlerlediğiniz bu cadde Ankara Caddesi'dir. Bab-ı Ali önce Osmanlı İmparatorluğu'nun hükümet merkezi, sonra da yakın zamana kadar entellektüel yaşamın merkezi oldu. Ardından gazeteler ve yayınevleri de burayı mekan tuttular. Gazeteler "plaza"lara taşınmadan önce gazete merkezleri burada bulunurdu.

Sayfa Başı

Bab-ı Ali Yokuşu, Osmanlı İmparatorluğu zamanında devlet yönetimi burada bulunduğu için Yeditepeli İstanbul'un en ünlü yokuşudur. Yokuşu tırmanmaya devam ettiğinizde Ankara Caddesi'nin bitip Bab-ı Ali Caddesi'nin başladığı noktada, sağınızda İran Konsolosluğu'nu görürsünüz. Konsolosluğun yanından sağa, Türkocağı Caddesi'ne döndüğünüzde siyasi ve ekonomik tarihimizin iki önemli yapısıyla karşılaşırsınız. Osmanlı'dan alacaklarını tahsil etmek için batılı devletlerin kurdukları Düyun-u Umumiye (Bugünkü İstanbul Erkek Lisesi ) ve Cumhuriyet Gazetesi'nin bahçesinde bakımsız bir ahşap konak olarak gördüğümüz İttihat ve Terakki'nin merkez binası. Aynı yol üzerinde bir Mimar Sinan eseri Rüstem Paşa Medresesi de yer alıyor.

Cağaloğlu Public BathCağaloğlu Hamamı: Geri dönüp Sultanahmet Meydanı'na doğru Kazım İsmail Gürkan Caddesi boyunca yürüdüğünüzde solunuzda belirecektir. 1741'de yaptırılan Cağaloğlu Hamamı şimdilerde, yabancı turistlerin kadın-erkek birlikte yıkandıkları "özel" bir hamam. Aslında hamamın kadınlar ve erkekler için iki ayrı bölümü var. Üstelik girişleri de ayrı sokaklardan. Bütün tarihi hamamlar gibi, Cağaloğlu Hamamı da üç bölümden oluşmakta: İlk bölüm "Soğukluk", ikinci bölüm "Camekan" ve kurnalarla göbek taşının bulunduğu üçüncü bölüm de "Hararet" diye adlandırılıyor.

 

 

 

SULTANAHMET MEYDANI VE ÇEVRESİ

Ayasofya Müzesi: Orijinal adı Hagia Sofia olan, Türklerin Ayasofya dedikleri yapı yanlış bir şekilde, Saint Sofia olarak bilinir. Atatürk'ün emri ile müze olan Ayasofya, 916 yıl başkilise ve 477 yıl cami olarak, aynı tanrıya inanan iki farklı dinin hizmetinde bulunmuştur. Bizans ve Osmanlı döneminin izlerini taşıyan muhteşem mimarisi ile ülkemizin en çok ziyaret edilen ilk üç müzesinden biridir.

Ayasofya

Haseki Hürrem Hamamı: Ayasofya ile Sultanahmet Camisi arasında bulunan Mimar Sinan eseri hamam Roxelena Hamamı olarak da bilinir. Kanuni Sultan Süleyman'ın Rus asıllı karısı Hürrem Sultan tarafından ısmarlanmıştır. Günümüzde hamam olarak kullanılmamaktadır.

Sayfa Başı

Sultanahmet MosqueSultanahmet Camii (Blue Mosque): Orijinal olarak 6 minare ile inşa edilen cami Klasik Türk Sanatı'nın önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Girişi, Roma devrinden kalan hipodrom tarafından olan cami 1609–1616 yılları arasında inşa edilmiştir. Tüm dünyada "Mavi Camii" olarak bilinen eserin kompleks yapısının içinde Kapalı Çarşı, Türk Hamamı, aşevi, hastane, okullar, kervansaray ve Sultan Ahmet'in türbesi yer alırmış.

 

 

 


Sayfa Başı

HİPODROM VE ÇEVRESİ

Hipodrom: Bizans döneminde, Ayasofya, dini bir merkezken hipodrom kent halkı için sivil bir merkezmiş. Hipodrom'da öldürmeye varan at arabası yarışları yapılırmış. Osmanlı döneminde de pek çok ayaklanmaya sahne olan Hipodrom, bu dönemde cirit oynanan, şehzade sünnetlerinin yapıldığı eğlence alanı olarak kullanılmıştır. Hipodrom'un çevresinde yürünmeye başlandığında karşılaşılan ilk yapı, Alman Çeşmesi'dir. Çeşme, Bağdat demiryolunun yapımına başlandığı zamanda Kayser Wilhelm'in armağanı olarak yapılmıştır.

Dikilitaş: Bizans İmparatoru Theodosius döneminde (390) Mısır'dan getirilip diktirilen taşın aslında şimdikinin üç katı büyüklüğünde olduğu, ancak getirilirken kırıldığı, sonunda şimdiki biçimiyle özel olarak yaptırılan kaideye oturtulduğu rivayet ediliyor. Kaidedeki kabartmalar imparatoru yarış seyrederken görüntülüyor. Sütun üzerindeki hiyerogliflerde ise Mısır Firavunu Tutmosis'in tanrıya sunduğu kurbanlar anlatılıyor.

Obelisk

Burmalı Sütun: Delhi'deki Apollon Tapınağı'ndan getirilerek dikilmiştir.

Örmeli Sütun: Mimari değeri fazla olmayan ve taştan örülmüş 32 metre yüksekliğindeki bir sütun. Osmanlı döneminde bu taşa tırmanılıp marifetler sergilenirmiş.

Türk-İslam Eserleri Müzesi: Meydanı çevreleyen yola bitişik olan yapı Osmanlılarda hanedan dışında tek yaptırılan saray olarak bilinen İbrahim Paşa Sarayı'dır. Günümüzde Türk - İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Bu kadar yürüyüşten sonra mola vermek isterseniz, Sultanahmet çevresindeki viran durumdaki konakların kafeteryaları tarihi ve günümüzün sentezi solumak için harika bir fırsat sunar.

Yerebatan CisternYerebatan Sarnıcı: Ayasofya meydanı batısındaki küçük binadan girilir. Civardaki saraylara su sağlamak için 1. Justinyen (527–565) devrinde yapılmıştır. Osmanlı durağan suyu temiz saymadığı için sarnıçları korumaya pek önem vermemiş, daha çok sulamada kullanmıştır.

Milion Taşı: Sarnıç ile Hipodrom arasında kalan ve Osmanlı dönemi su deposu kalıntılarına bitişik olduğu için hemen hiç dikkat çekmeyen Milion Taşı, bölgede Bizans döneminden kalan en anlamlı kalıntılardan biridir. Taşın bulunduğu yer, Bizans imparatorluğunun başkentinde, "Dünyanın başladığı yer-Sıfır Noktası" kabul edilmiştir.

Firuz Ağa Camisi: Hipodrom ile Divanyolu caddesi arasında kalan parkta çok sayıda kalıntı göze çarpar. Bunların beşinci yüzyılda yaşamış Bizanslı aristokratlar, Lausus ile Antiochus'un sarayları olduğu tahmin ediliyor. Parkın hemen bitişiğinde, caddenin kenarındaki cami ise Firuz Ağa Camisi'dir. 1491'de II. Beyazid'in hazinedarbaşısı Firuz Ağa tarafından yaptırılan cami, İstanbul'un eski camilerinden biridir.

Binbirdirek Sarnıcı: Divanyolu Caddesi üzerinde yürürken Klodfarer Sokağı'nda biraz ilerleyince Adliye'ye bakan küçük bir alana ulaşılır. Binbirdirek Sarnıcı'nın girişi buradandır. Büyük Konstantin devrinden kalan sarnıç; 224 Sütunlu, yüksekliği 20 metredir. Yerebatan Sarnıcı'ndan sonra İstanbul'daki en büyük kapalı sarnıçtır. Küçük satış reyonları kafeterya ve sergi alanları ile sarnıcın ortasında yer alan, sütunların orijinal boyunun görülebildiği çukur bölüm, tadilat sırasında yapılmışlardır.

Sokullu Mehmet Paşa Camisi: Sultanahmet'ten Kadırga yönüne doğru ilerleyince, Şehit Mehmet Paşa Yokuşu'na gelirsiniz. Başka bir Mimar Sinan eseri olan cami gözünüze çarpacaktır. Mihrabının çevresi tümüyle İznik çinileriyle bezeli caminin külliyesi o dönem medreseyken, şimdi okul olarak kullanılmaktadır.

Küçük Ayasofya Camisi: 527 yılında inşa edilen Sergius & Bacchus Kilisesi, Ayasofya'nın küçük bir örneği olması nedeniyle "Küçük Ayasofya" olarak anılmaktadır. İstanbul'un fethinin ardından da camiye çevrilmiştir. Mozaik duvar işlemeleri tahrip olmuş ama yapıyı ayakta tutan sütunların frizleri görmeye değer.

Bukoleon Sarayı: Sarayburnu Sahil Yolu'nun kenarında, surların hemen arkasındasarayın kalıntıları olan duvarlar izlenebilir. Bukaleon Sarayı, Bizans Büyük Sarayı kompleksinin ayakta kalmış nadir bölümlerinden biri sayılıyor. Saray, deniz kenarında bulunduğundan merdivenlerle küçük ve özel bir limana inildiği tahmin ediliyor. Saray kalıntılarına ulaşmak için Küçük Ayasofya Camisinin hemen önünden sahil yoluna inmek ve Sirkeci yönünde yaklaşık 400 metre yürümek gerekiyor.

Sayfa Başı

TOPKAPI SARAYI VE ÇEVRESİ

Aya İrini: Çok iyi akustiği olduğu için şimdilerde sık sık sanat etkinliklerine sahne olan, İstanbul Festivali sırasında çok sayıda konsere mekan oluşturan Aya İrini Kilisesi, bahçenin solundaki ilk yapıdır. Sarayın içerisinde kaldığı için camiye çevrilmekten kurtulan kilise 6. yüzyılda yapılmış, Osmanlı'nın son döneminde ise yeniçerilerin silahhanesi olarak kullanılmıştır. Harbiye'ye taşınmadan önce Askeri Müze de buradaydı.

Darphane-i Amire: Aya İrini'nin sağındaki yapılar topluluğu, Osmanlı İmparatorluğu'nun darphanesi, 1727 yılında yapılmıştır. II. Mahmut döneminde genişletilmiş ve bugünkü görünümünü almıştır. Tarih Vakfı yetkilileri, çeşitli konulardaki sergilere mekan olarak kullanılmasını sağladı. Darphane'nin önünden geçip soldan aşağı inen yol Topkapı Sarayı bahçesinin bir kısmını oluşturan Gülhane Parkı'na çıkar. Bu yol aynı zamanda İstanbul'un en zengin müzesi olan Arkeoloji Müzesi'ne giriş yoludur.

Detail from Topkapı PalaceTopkapı Sarayı: Darphane-i Amire'den çıkarak sarayın asıl giriş kapısı olan Babüsselam'dan ikinci avluya giriyorsunuz. İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460 – 1478 yılları arasında yaptırılmıştır. Yaklaşık 380 yıl imparatorluğun yönetim merkezi ve padişahların evi olarak kullanılmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nın yapılmasından sonra terk edilen saray, Atatürk'ün emri ile 1924 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır.

 

 

 

Arkeoloji Müzesi: 1992 yılında Avrupa'da 45 müzenin katıldığı yarışmada birinci olarak Avrupa Konseyi tarafından "Yılın Müzesi" seçilen müze, 1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından ülkemizdeki ilk Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak yaptırılmıştır. Binanın içinde bulunan Eski Şark Eserleri Müzesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472 yılında yazlık köşk olarak yaptırılmıştır.

Soğukçeşme Sokağı: Arkeoloji Müzesi'nden çıktıktan sonra dikkatinizi mutlaka çekecek olan Topkapı Sarayı ana girişini birleştiren Soğukçeşme Sokağı'na girmenizi öneririz. 1980'li yıllarda restore edilen sokak birbirine bitişik ve Topkapı Sarayı duvarına yaslanan evleriyle ilginizi çekecektir. İstanbul Kitaplığı da bu sokakta bulunmaktadır.

Gülhane Parkı: Topkapı Sarayı, Sarayburnu ve Çizme Kapısı üçgeninin arasında yer alan hafif eğimli bir alanda yer alan park, İstanbul'da yaşamış tüm medeniyetlere ait izler taşımaktadır. Hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Türkiye Cumhuriyeti için önemli olayların cereyan ettiği yerlerden de biridir.

Gulhane Park

ÇARŞILAR BÖLGESİ

Tarihi çarşılar bölgesinden Haliç kıyısında oradan Sirkeci-Eminönü-Unkapanı şeridiyle, Unkapanı Köprüsünden Yenikapı'ya, Yenikapı'dan Pierre Loti Caddesine, Pierre Loti'den Sirkeci'ye…

SULTANAHMET'TEN AKSARAY'A

Sultanahmet'ten, dünyanın sıfır noktası sayılan Milion taşından, Divanyolu'nu izleyerek Beyazıt'a doğru…

Sultan II. Mahmut Türbesi: Klodfarer caddesiyle Bab-ı Ali Caddesi'nin kesiştiği noktada sağda yüksekçe bir duvarın çevirdiği bahçede bulunmaktadır. Osmanlı padişahlarından II. Mahmut ve II. Abdülhamit'in mezarları buradadır. Ancak içeri girmek yasak olduğundan sadece dışından bakılabilmektedir.

Köprülü Mehmet Paşa Kütüphanesi: Sultan II. Mahmut Türbesi'nin biraz ilerisinde solda bulunuyor. Değerli el yazmaları bulunan kütüphanenin biraz ilerisinde Köprülü Mehmet Paşa'nın mezarı ve camisi var.

Çemberlitaş (Konstantin Sütunu): M.S. 330'da Başkentin Roma'dan İstanbul'a nakli sebebi ile şehrin ikinci tepesindeki büyük oval bir meydanın ortasına, Konstantin'in şerefine dikilen sütun "Yanık Sütun" olarak da bilir. Orijinalinden daha kısa hali ile günümüze ulaşmıştır.

Constantine Pillar

Koca Sinan Paşa Külliyesi: Beyazıt'a doğru devam edildiğinde sağınızda zamanında çok ünlü ve çok ilginç adlar taşıyan bir sürü ürünün satıldığı baharatçıların yanında görürüz. Külliyenin içinde güzel bir kahve var. Karşı köşedeki Çorlulu Ali Paşa Külliyesi'nde de nargile meraklılarının gittiği eski bir kahve bulunuyor. Çarşı aynı zamanda halı ve kilim satıcılarının mekanı.

Sahaflar Çarşısı: Beyazıt'a doğru yüründüğünde, sağdaki yol Kapalıçarşı kapılarından birine aynı zamanda da ünlü Sahaflar Çarşısı'na varır. Kapalıçarşı ile Beyazıt Meydanı arasında bir geçiş de sağlayan çarşıda eski yeni aranan tüm kitapları bulmak mümkündür. Kitaplar arasında antika değeri olanlar da vardır. Osmanlı'ya matbaayı kazandıran İbrahim Müteferrika'nın büstü de Sahaflar Çarşısı'ndadır.

Sayfa Başı

BEYAZIT MEYDANI

Beyazıt: Beyazıt Meydanı, Bizans döneminde Forum Tauri (Boğa Meydanı) olarak anılırmış. Bugüne kadar sayısız kez şekli şemaili değiştirilen meydan siyasi tarihimiz açısından da önem taşır. Meydan, İstanbul Üniversitesi'nin burada oluşuna bağlı olarak 27 Mayıs'a, 68 olaylarına ve son yıllarda da cuma namazı sonrası gösterilerine tanıklık etti, etmeye de devam ediyor.

Beyazıt Square

İstanbul Üniversitesi: Üniversite binası 19. yüzyılda Harbiye Nezareti olarak yapılmıştır.

Beyazıt Kulesi: İstanbul Üniversitesi'nin bahçesinde 1828'de yapılan kule, o zamandan beri yangın "gözetleme kulesi" olarak kullanılmıştır. Günümüzdeki 50 metrelik taş kulenin aksine, ilk yangın gözetlenen kule ahşaptan yapılmış ve bir yangında yanmıştır. İstanbul'un fethinden sonra ilk saray burada yapılmıştı ama günümüze kadar ulaşamadı.

Beyazıt Camisi: Osmanlı mimarisinin dönüm noktalarından sayılır. Mimarisi Ayasofya'dan etkilenen caminin külliyesinden bir bölümü Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi olarak kullanılmaktadır. Hat sanatı örnekleriyle, hat sanatında kullanılan alet ve malzemelerin sergilendiği müze gezmeye değer.

Dillere destan büyük ve yaşlı kestane ağacının altındaki kahve eskiden beri ününü koruyor. Özellikle Pazar günleri çevresinde çok renkli bir pazar oluşuyor.

Beyazıt Hamamı: Beyazıt'tan Aksaray'a doğru devam ettiğinizde sağda görülen artık kullanılmayan hamam Türk Siyasi Tarihi'nde önemli yer tutuyor. Osmanlıların Batılılaşma girişimi olan "Lale Devrini" sona erdiren isyanın (1730) lideri Patrona Halil bu hamamda tellakmış.

Hasan Paşa Medresesi: Hamamın yanındaki sokakta bulunmaktadır. Türkiyat Enstitüsü olarak kullanılmakta olan medrese, ana caddenin solunda yolun kıyısında duran taşlar, sütun parçaları Roma İmparatoru Theodosius'un forumundan kalmadır. İstanbul'un alınışından sonra Türklerin ilk darphanesi de buradaymış.

Kapalıçarşı'ya girişte, Çemberlitaş'a doğru solda, üst katta Arslan ve Vezir Han'ın kuzey yönünde Ümit bu bölgenin önemli tencere yemeği yapan esnaf lokantalarıdır.

Kapalıçarşı: Cağaloğlu Meydanı'ndan sağa dönüldüğünde yaya trafiğine kapatılmış olan Nur'u Osmaniye Caddesi'ne, oradan da Nur-u Osmaniye Camisi'ne varabilirsiniz. Caminin bahçesi Kapalıçarşı'ya çıkıyor. Kapalıçarşı 4000 kadar dükkan, birçok iş hanı, atölye, lokanta, kahve, cami barındıran, saatlerce dolaşılabilecek bir alandır. Fatih Sultan tarafından yapımına başlanan çarşı birçok yangın yaşamıştır. Sonuncusu 1954'deydi. İlk kez gezenler için dolaşılması hayli zor, hayli karışık bir mekan. Kaybolmanız ve geçtiğiniz yerden tekrar geçmeniz mümkün. Kapalıçarşı'nın bir kapısı ünlü Mahmutpaşa Çarşısı'na açılıyor. Sıradan ve ucuz malların bulunduğu Mahmutpaşa bir yokuşta kurulan daimi pazar.

Closed Bazaar

Sayfa Başı

Eminönü - Unkapanı

Yeni Cami: Valide Camii olarak da anılır. Klasik üslupta inşa edilen son örnektir. Kalabalık şehir yaşantısının en merkezi yerlerinden birisinde, araç ve deniz trafiğinin yanı başında yer alır. Caminin kompleksi içinde bulunan Mısır Çarşısı, türbeler, şahane çeşmesi günümüze kalmış eserlerdir. L Harfi planlı çarşının cami tarafı çiçek pazarı ve çayhaneleri; diğer dış tarafı ise balıkçılar, manav ve gıda malzemesi satan dükkanları ile meşhurdur.

Mısır Çarşısı: Eminönü'nde Yeni Cami'nin arkasında ve Çiçek Pazarı'nın yanındadır. İstanbul'un en eski kapalı çarşılarından olan Kapalı Çarşı 1660 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Meşhur çarşıda tabii ilaçlar, baharat, çiçek tohumları, nadir bitki kökleri ve kabukları gibi eski geleneğine uygun ürünlerin yanı sıra; kuruyemiş, şarküteri ürünleri, değişik gıda maddeleri satılmaktadır. Çarşı Pazar günleri kapalıdır.

Spice (Egyptian] Bazaar

Sayfa Başı

SÜLEYMANİYE – VEFA BÖLGESİ

Şehzade Camisi: 1548'de tamamlanan cami, 21 yaşında ölen Şehzade Mehmet anısına, Hürrem Sultan tarafından Mimar Sinan'a ısmarlanmıştır. Mimar Sinan'ın "çıraklık dönemi" eseri saydığı cami, Mimar Sinan'ın ilk anıtsal yapısı sayılıyor. Caminin avlusu aynı zamanda medreseydi ve ortasında IV. Murat tarafından yaptırılan şadırvan bulunuyor. Caminin yanında çinileriyle göz alıcı çok sayıda türbe bulunuyor.

Şehzade Camisi'ne kadar gelmişken arkasındaki sokak içinde Türkiye'de boza ile adı birlikte anılan tarihi Vefa Bozacısı'na uğrayarak leblebili sunumu ile boza içebilirsiniz.

Biraz ileride, Tirendaz Sokağı'nda Vefa Kilise Camii görülebilir. St. Theodore Kilisesi 12.-14. yüzyılda geç dönem Bizans kilisesi olarak yapılmış, 1453'ten sonra camiye çevrilmiş ama buna rağmen freskler yakın döneme kadar kalmış, ardından da badanayla üzerleri kapatılmıştır.

Süleymaniye Camii: Osmanlı İmparatorluğu'nun 47 yıl ile en uzun hüküm süren padişahı Kanuni Sultan Süleyman'dır. Şöhretinin abidesi olarak yapılan caminin mimarı, Türk Sanatının önemli kurucusu Mimar Sinan'ın "kalfalık dönemine" denk gelmektedir. 1550–1557 arasında yapılan caminin avlusunun etrafını çevreleyen büyük komplekste okullar, kütüphane, hamam, aşevi, kervansaray, hastane ve dükkânlar bulunur.

Buralara kadar gelmişken bir kuru fasulye yemeden gitmek olmaz. Külliyenin Tiryaki Çarşısı denilen yerinde bulunan Ali Baba ve Osmanlı mutfağını sürdürme iddiasındaki Dar-ül Ziyafe adlı lokanta da burada. Külliyenin içindeki Süleymaniye Kütüphanesi de değerli eski kaynakları ile araştırmacıların ilgisini çekiyor.

Mimar Sinan Türbesi: Bahçede Kanuni Süleyman ve bazı sultanların türbeleri yanında mütevazı bir türbe daha var. Üçgen biçimli, köşesinde bir sebili olan bu sade türbede Mimar Sinan yatıyor. Sayısı üç yüzü aşan eser yaratmış bu büyük mimarın kendisi için yaptığı türbenin sadeliği onun alçakgönüllüğünü gösteriyor ve Sinan'a saygıyı artırıyor.

Mimar Sinan Mausoleum

İstanbul Müftülüğü: Mimar Sinan'ın türbesinden biraz ileride Fetva Sokağı'nda yer almaktadır. Sokağın adı müftülük binasının eskiden Şeyh'ül-İslam'ın makamı olmasından geliyor.

Botanik Bahçesi: Müftülüğün bahçesinden geçerek ulaşabileceğiniz bahçe, İstanbul Üniversitesi'ne bağlıdır. Daha önce hiç görmediğiniz çeşitli bitkileri görebilirsiniz. Kimi bitkileri satın almanız da mümkün.

Müftülüğün biraz ilerisinde Namahrem ile Ayrancı sokakları arasında eski özelliklerin oldukça iyi korunduğu mahalleden aşağı inerek Haliç kıyısına çıkılıyor.

Haliç: Tarih boyunca İstanbul'un gelişmesine coğrafi konumu kadar, doğal ve çok emin bir liman olan Haliç de etkin olmuştur. Liman Avrupa yakasını ikiye ayırır. İskelelerden Asya yakasına, Boğaziçi ve Adalara ulaşımı sağlayan vapur seferleri gün boyu hareketlidir.

Sayfa Başı

SURLAR BÖLGESİ

Şehir Surları: Üçgeni andıran eski İstanbul yarım adasının etrafı surlarla çevrilidir. 22km'yi bulan surlar 5.yy. Roma devrine aittir. 1980'li yıllarda başlayan ve devam edecek olan koruma ve tamir çabaları neticesinde, surların etrafı temizlenmiş, yer yer tamiratlar yapılmış, parklar etrafı süslemiştir.

St John Stud ios-Studion Manastırı: Samatya'dan Yedikule'ye ilerlendiğinde, İmam Aşık Sokak üzerinde, İstanbul'un en eski kiliselerinden olan manastırın kalıntıları görülebilir. 1894 depreminden sonra sadece dış duvarları kalmış kilise, 463 yılında Roma Patriği Studios tarafından yaptırılmıştır. Kilise, önemli bir dinsel merkezdi ve imparator her 29 Ağustos'ta bu kiliseyi ziyaret edermiş.

Yedikule: Samatya'dan Topkapı yönüne kara surları boyunca ilerlendiğinde Yedikule Kapısı'na varılıyor. Surlardaki en görkemli kapı, Marmara denizine yakın olan "Altın Kapı" idi. Bu İmparator merasim kapısı, iki mermer kule arasında zafer takı gibi yerleştirilmiştir. Zaferden dönen ordular, İmparator ve erkanı şehre bu kapıdan girermiş.

Yedikule Kalesi: Türkler tarafından yapılan eklemelerle bağımsız bir kale haline getirilmiştir. Hazine burada saklanıyormuş, sonradan saraya götürülünce Yedikule de hapishaneye dönüştürülmüştür. Günümüzde ise yaz aylarında çeşitli etkinlikler ve konserler yapılmaktadır.

Belgrad Kapısı ve Silivrikapı: Yedikule'den kuzeye, Topkapı yönüne doğru ilerlediğinizde, önce Belgrad Kapısı'na sonra da Silivrikapı'ya gelirsiniz. Fetihten önce önemli dini merkezlerden olan Balıklı Ayazması ve kompleksi burada. Kilisenin bahçesine döşenmiş mezar taşlarında Grek alfabesiyle Türkçe yazılar var. Biraz içeride Mimar Sinan'ın ilk dönem eserlerinden İbrahim Paşa Camisi görülebilir.

Biraz ileride Mevlanakapı'yı geçip Topkapı'ya ulaşılır. Topkapı'dan devam edip Edirnekapı'da surun içinde Mimar Sinan'ın Mihrimah Camisi, biraz ileride de Ayios Demetrios ve Ayios Yeorgios kiliseleri vardır.

Kariye Müzesi: Şehir içine doğru biraz yürüdüğünüzde Kariye Müzesi'ne ulaşırsınız. Hareketli dış mimarisinin yanında iç mozaik ve fresko dekorasyonları Bizans sanatının Rönesans'ı sayılan şaheserlerdir. Bizans resim sanatının bir özelliği de figürlerin yanına monogram ve yazıt ilave edilmesidir.

Tekfur Sarayı: Haliç yönüne devam edildiğinde Blakherna Sarayı'ndan günümüze ulaşabilen Tekfur Sarayı'na (Konstantinos Porphyrogenetus Sarayı) ulaşılıyor. Çatısı olmayan 3 katlı yapı 12yy.'da inşa edilmiştir. Önünde küçük bir avlunun bulunduğu renkli cephe, taş ve tuğla sıraları ile dekorludur. Osmanlılar sarayı fillerin bakımevi olarak, sonraları da çini imalathanesi gibi değişik amaçlarla kullanılmıştır.

Eyüp Sultan Camii: Kara surları ile Haliç surlarının birleştiği yerin dışında yer alan Eyüp Camii ve Türbesi İslam dünyasının kutsal yerlerinden kabul edilir. Mekanın çevresinde mistik bir hava hakimdir. Camii etrafı ve civar yamaçlar mezarlıklarla çevrili olup, meşhur Pierre Loti kahvesi de buradadır.

Pierre Loti: Eyüp Sultan Camii'nin yanındaki mezarlıkların arasından upuzun merdivenleri tırmanmaya başlarken, bir yandan Haliç'i seyrediyor, bir yandan da ortamın yaydığı mistik huzuru soluyorsunuz. 19. yüzyılın sonlarına kadar "Rabia Kadın Kahvehanesi" olarak bilinen, Fransız yazar Pierre Loti kahveyi mekan tutmaya başladıktan sonra Pierre Loti Kahvesi olarak anılan kahve, yıllardır aşıkların, kendisiyle buluşmak ve şehirden kaçarak spritüel bir huzur solumak isteyenlerin durağı.

Pierre Loti

Sayfa Başı

Galata Beyoğlu

Beyoğlu'nun adı eskiden Pera idi. Pera, Hellen ( Yunanca ) dilinde "karşı, öte yaka" anlamına geliyor.

Galata: Galata da dinler ve diller mozaiği ile dünya başkenti olarak adlandırılan bu kentin aykırı, farklı köşelerindendir. Galata, Bizans döneminde Tophane, Azapkapı ve Galata Kulesi arasında yaklaşık 3 km uzunluğunda bir surla çevriliydi ve iç surlarla beş bölüme ayrılmıştı.

Galata Kulesi: Kuleye Bankalar Caddesi veya Şişhane'den ulaşılabilir. Kule 1349'da Cenovalılarca Galata'yı çevreleyen surların baş kulesi olarak inşa edilmiştir. Yapılışı hakkında çeşitli söylentiler vardır. Başlangıçta İsa Kulesi olarak adlandırılan kule, Osmanlılar döneminde zindan ve gözlemevi olarak kullanılmıştır. Asansör ile çıkılan kulenin üst iki katı restoran ve gece kulübü olarak organize edilmiştir. Buralardan ve panorama terasından İstanbul'un görünümüne doyum olmaz.

Sayfa Başı